17 Şubat 2013 Pazar

15. AY AŞISI


                                                                   
Cuma günlerini gezi günü ilan etmiştim fakat bu hafta, aylar öncesinden Cuma saat 9:40’a, Kaya için alınmış bir doktor randevumuz vardı, bizim gezi olayı yattı. Kaya her şeyden habersiz bir şekilde attaa attaaa diye kapıya dayandı, tabi soluğu doktorda alınca, ataya gittiğine gideceğine pişman oldu, bizimki pişman olmakla kalır mı, kalmadı, beni kandıran annemi de cezalandırmalıyım dedi ve bana hayatımın en korkunç yarım saatini yaşattı.

Arabada keyiften ayaklarını sallayan, etrafa gülücükler saçan Kaya, doktorun muayenehanesinin binasını gördüğü anda ağlamaya başladı. Tahmin edersiniz ki, sıra beklediğimiz ve muayene olduğumuz süreç içerisinde, Kaya’nın ağlaması da şiddetlendi, tepinmeler, kendini yerden yere atmalar başladı.

Muayene zamanı geldiğinde Kaya o kadar kendinden geçmiş ve o kadar kontrol edilemez bir hal almıştı ki, doktor, Kaya’nın ne boyunu, ne kilosunu, ne de kafasının çapını ölçebildi. Daha biz işin acısız kısmı hakkıyla bitiremeden aşı vakti geldi çattı. O esnada oğlumun içinden bir canavar fırladı, nasıl direndi, nasıl debelendi, amanın iğnenin ucu kırılacak da kolunun içinde kalacak, bağırmaktan boğazı yırtılacak da bir daha konuşamayacak, doktorumuz, alın bu çocuğu kendinize başka bir doktor bulun diyecek diye ödüm koptu.

Gariptir, Kaya aşıyı oldu, sustu, o gün ağlama limitini tükettiğinden midir yoksa bana acıdığından mıdır bilinmez, akşam olup da uyku zamanı gelene kadar gıgını çıkarmadı. Ben de huzur içinde, tüm sıkıntıların bizi terk ettiğinden emin bir şekilde oğlumu öptüm, kokladım, yatırdım. Aşı oldukları akşam, bebekler ateşlenebilir, huysuzluk edebilir diyenlere kulak asmayarak, hahaytt benim oğlum o kadar sağlıklı ki, aşı ona vız gelir, tırıs gider naraları atarak odama çıktım.

Büyük konuşmamak lazımmış, allah büyük konuşanı çarparmış...

Normal şartlar altında akşam 9 da uyuyan, sabah 7’ye kadar bir kere bile uyanmayan, top patlasa kımıldamayan Kaya’ya o akşam bir haller oldu. Sabaha kadar 40 kere kalktı, her kalktığında feryat figan ağladı, aralarda ateşi çıktı, sürekli kucak istedi, kucaktan başka bir yerde uyumadı, her yatağına yatırma çalışmamda uyandı. Kucağımda Kaya, eciş bücüş koltuğun tepesinde, boynum tutuldu, belim büküldü, bacaklarım ağrıdı, ayaklarım üşüdü, sabaha kadar gözüme uyku girmedi sonunda güneş doğduğunda başladım söylenmeye. Bu ne ya dedim, bu ne biçim aşıymış dedim, dedim de dedim...
Eyvallah demek, şükretmek lazımmış, beterin beteri varmış, gece yaşadıklarımız, sabah başımıza geleceklerin yanında solda sıfır kalırmış. Bir öncekinden daha da korkunç bir gün geçirdik, Kaya bu sefer bütün gün ağladı, oturunca ağladı, ayağa kalkınca ağladı, ağladı da ağladı. Paçama yapıştı, bana dokunmadığı her saniye huysuzlandı. Neyse ki akşam olduğunda aşının etkileri de hayatımızdan çıktı.

Etkilerin geçmesine o kadar sevindim ki, ajitasyona son verdim, allahım sana şükürler olun bir sonraki aşımıza koskoca üç ay var ya haftada bir aşı olsaydık halimiz nice olurdu dedim şükrettim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder