2 Şubat 2013 Cumartesi

SONUNDA AMACINA ULAŞAN KÖPEK SEVDAM




Her çocuk gibi ben de hayatımın bir dönemini köpek sahibi olmayı isteyerek geçirdim. 12 yaşıma bastığımda istediğim oldu.

Olaylar tam da hayal ettiğim gibi gelişmedi; bir aile dostumuzun fabrikasını bekleyen Doberman yavruladı, yavrulardan bir tanesi de bana hediye edildi. Oysa ben, daha sakin, daha sevimli, daha filmlerdeki gibi bir köpek hayal etmiştim… Sahip olduğum ve sahip olmak istediğim köpeğin farklılıkları bir yana dursun, asıl şoku, babamın köpeğe EMİNE adını koymasıyla yaşadım.

Şimdi sorarım size, nerede benim hayallerimi süsleyen, her daim temiz, uzun sarı tüylü, akıllı Lessi nerede bir Dobermanın, sokak köpeğiyle çiftleşmesinden dünyaya gelen, büyüdükçe yavru olmanın verdiği sevimliliği yitiren, bir türlü çişini kakasını sokağa yapmayı öğrenemeyen, bütün evi kokusuyla saran, annemin elbiselerini parçalayan, saldırgan EMİNE.

Ne sadık bir dost, ne oyun oynayabileceğin bir arkadaş, ne de kucağına alabileceğin, tüylerinde elini gezdirebileceğin bir hayvan olamayan EMİNE’yi, bizimle geçirdiği altıncı ayın sonunda kaybettik ama tahmin edersiniz ki benim köpek macerası burada bitmedi.

Yıllar yıllar sonra, üniversiteye başlayıp, yalnız başıma koskoca bir evde yaşadığımda, tahtaların çıtırtısından, yaprakların hışırtısından üç buçuk atıp uykularım kaçmaya, sabahın altısına kadar ayakta kalmaya başladığımda, ailem imdadıma yetişti. Gene bir arkadaşlarının, tam da saf kan olmayan Chow Chowu, sokak itlerinden birinden hamile kalıp da 6 tane yavru doğurduğunda, Chow Chowla uzaktan yakından alakası olmayan yavrulardan biri benim oldu.

Ne idüğü belirsiz yavruyu ilk gördüğüm anda bu ne kadar da mutsuz bir hayvan dedim. Ne gözünün feri vardı ne de azıcık neşesi. O köpeğin adını THE MUTSUZ koydum. Sonra sonra ismi kısalttım aralarda onu DIMIT diye bile çağırdım. THE MUTSUZ ya da DIMIT, çişini kakasını yapmayı tahmin ettiğimden çok daha kısa bir sürede öğrendi, gece korkularımı dindirdi, bana iyi geldi ama o da gençlik hastalığına yakalandı ve o da öldü.

Önceki hayatımda köpekmişim olmalıymışım ki, tüm bu olumsuz deneyimlerime rağmen köpek sahibi olmaktan vaz geçemedim. Evlenmeden önce, bir English Bulldog aldım. İlk defa köpeğimi seçme şansım vardı, bir tanıdığının orada burada çiftleşen köpeklerinden dünyaya gelen yavruları değil de istediğim köpeği alacaktım. Seçme şansım olması, doğru bir seçim yapmamı sağlamadı. Buruş buruş vücuduna, minik sevimli hallerine kanıp aldığım English Bulldog macerası bir kabusa dönüştü. Kendi boku dahil bulduğu her şeyi yiyen bu köpeğin adını BOKİ koydum (Veterinere bu ismi asla kabul ettiremedim, veterinerim köpeği BAKİ diye çağırmasına engel olamadım). BOKİ, evde kemirilmedik yer bırakmadı, her sevmeye çalıştığımda beni ısırdı, geceleri horul horul horladı…

O zamanlar bir apartman dairesinin 4. Katında yaşıyordum, yaşadığım evin izolasyonu korkunçtu, alt kattaki komşu sifonu çekse, ta bizim evden duyuluyordu. Eeee tabi köpek havlıyordu, tahta parkelerin üzerinde tıkır tıkır koşturuyordu, alt komşu da tımarhanelik oldu. Bir gün, 60’lı yaşlardaki, hafif muhafazakar, iyi niyetli ama kıl komşu benim kapımı çaldı, karı koca rahatız olduklarından, beni dava edeceklerinden, apartmandan attıracaklarından bahsetti. O dönem, en uyuz zamanlarımdı, hala hafif ergendim, tam kendime en güvendiğim dönemdeydim falan fişman
derken komşuya bir terslendim bir terslendim, iyi bok yedim. Sonunda ne oldu, olan bana oldu, apartmanın istenmeyen kişisi ilan edildim, hepsi aynı yaş grubunda ve aynı yaşam tarzında olan apartman ahalisi beni dışladı. Her gün kapımı çalmaya, arabamı park ettiğim yerden, duvara öğlen saat dörtte çaktığım çiviye kadar sürekli beni azarlamaya başladılar. Hal böyle olunca BOKİ’yi bir tanıdığın bahçıvanına vermek zorunda kaldım.

Üçüncü hüsrandan sonra, kendi adıma, köpek defterini kapattığımı sanıyordum ne zaman ki kendimi, doğum gününde, oğluma bir köpek alırken buldum, o zaman henüz o defterin kapanmadığını anladım. Allahtan deneyimlenmiştim; yaşam tarzımıza, isteklerimize, beklentilerimize daha yakın bir köpek, Maltes Terrier almıştım. Hem ufak, hem oyuncu, hem kokmuyor, hem horlamıyor. Gerçekten çok isabetli bir karar vermişim, ne kadar da iyi etmişim…


Kaya ve yeni köpeğimiz Murphy, her gün kendi aralarında saatlerce oynuyorlar, sürekli rekabet içinde takılıp gidiyorlar. Kakasına, çişine, zaman zaman çamurlu ayaklarına, gecenin kör karanlığında havlamasına rağmen Murphy’nin varlığı her şeye değdi, sonunda aradığım köpeği buldum, çok mutluyum, mutluyuz, mutlular…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder