10 Şubat 2013 Pazar

CUMA GEZMELERİ


Kaya evde boğuluyor, duvarlar üstüne üstüne geliyor, yağmur çamur demiyor, bizimki sürekli dışarıda olmak istiyor. Uyandıktan, kahvaltısını ettikten, evde yarım saat vakit geçirip, hevesini aldıktan sonra dayanıyor sokak kapısına, başlıyor attaaaa attaaa diye bağırmaya.

Günlerimiz uzun zamandır, şöyle geçiyor; sabahları 45 dakika sitede dolaşıyoruz, öğleden sonra illaki ya manava ya Migros’a gidiyoruz ama Kaya’ya yetemiyoruz. Dolayısıyla her gün site gezmelerinin, manavın, Migros’un dışında yapacak bir şeyler üretiyoruz. Pazartesi, Salı, Çarşamba günleri Gymboree, Perşembeleri Ulus pazarı, hafta sonları dünya alem var ama cumaları boş geçiyoruz ve bu sebepten çok zorlanıyoruz. Ne yapalım annecim, cumaları da sitede dolaşalım, manava, Migros’a uğrayalım sonrada azıcık evde oturalım, sadece bugüncük evde oturalım demekle, Kaya ikna edilemiyor, evde oturduğumuz her dakika aleyhimize işliyor, biz evde durdukça Kaya sıkılıyor, huysuzlaşıyor ve akşama doğru çığırından çıkıyor. Oysa ben ikimizin de mutlu olmasını istiyorum ama Kaya mutsuzken ben mutlu olamıyorum. Sonunda bir çare buluyorum ve Cuma günlerini gezi günü ilan ediyorum. Artık her Cuma Kaya’nın ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir yere gideceğiz. Bu hafta ilk gezimizi gerçekleştirdik.

Kaya arabalarla çok ilgili, sokakta, otoparkta, galeride nere de olursa olsun iki arabayı ellemeden, yanlarına gidip ınnn ınnn demeden içi rahat etmiyor, arabalar resmen oğlumu gülümsetiyor. Ben de Kaya’nın arabalara olan bu zaafına güvenim ve 14 aylık olmasını pek de önemsemeyerek, ilk hedefimizi Koç Müzesi olarak belirledim.

Ben ne kadar akıllıymışım, iyi ki Kaya’nın yaşını dikkate almamışım. Ne kadar faydalı bir iş yapmışım. Koç Müzesi’nin içi ayrı güzelmiş, dışı ayrı güzelmiş, gez gez bitmezmiş, zaman burada su gibi akıp gidermiş. Müzeye adımımızı attığımız anda Kaya kendinden geçti, bir o arabaya koşturdu, bir bu arabaya, bir motorlara bir camekanlara, zavallım ne yapacağını şaşırdı. Tam üç saat kaldık müzede, Kaya hiç yorulmadı, bir kerecik bile mızıldanmadı, heyecandan yemeğini bile yemedi, aç aç dolaştı, hayretler içinde oradan oraya saldırdı. Sergilenen çoğu şeye dokunmanın yasak olması beni biraz çaresiz bıraktı çünkü Kaya laf anlamadı, dokunma annecim, yapma sevgilim dedikçe daha da azdı, arabalara dokunmayı geçti, binmeye kalktı. Güvenlikler sürekli bizi uyarmak zorunda kaldı sonunda baktılar uyarılar bir işe yaramıyor zangoç gibi peşimize takıldılar ama değdi…

 
 
 
 
 
 
Sadece Kaya değil, ben de ilk defa gittim Koç Müzesi’ne, gerçekten şahane bir yermiş. Ne kadar özenmişler, ne kadar detaya girmişler, ne kadar emek etmişler ve ne güzel düşünmüşler, tek kelimeyle hayran kaldım. Arabaların, kayıkların, bisikletlerin, bebek pusetlerinin, motorların, uçakların, tramvayların, faytonların, emme basma tulumbaların bile tarih içinde şekil değiştirişini konu almışlar. Ne yalan söyleyeyim bu kadarını beklemiyordum. Keşke Kaya ve ben bir başımıza olmasaymışız da daha güzel fotoğraflar çekebilseymişim, neyse seneye Kaya biraz daha büyüdüğünde onu mutlaka bir kere daha Koç Müzesi'ne getireceğim ve çok daha güzel fotoğraflar çekeceğim.

Haftaya Cuma nereye gitsek acaba, fikri olan var mıdır?  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder