Bazen anlayamıyorum, her gittiğimiz yerde Kaya en olmadık, en tehlikeli şeylerle ilgileniyor. Durum evde de pek farklı değil, oyuncaklar, resimli kitaplar falan umurunda bile olmuyor varsa yoksa çatallar, bıçaklar, ayakkabılar, deterjanlar…
Bazen o kadar garip yerlerde, benim daha önce hiç fark etmediğim şeyleri keşfediyor ki şaşırıp kalıyorum. Mesela, 5 yıldır aynı evde oturuyoruz, 5 yıldır yazın her gününü bahçemizde geçiriyoruz ama duvarın köşesinde, tahtaların arkasındaki paslı çiviyi bir kere bile görmemişiz. Kaya emeklemeye başladığı, hareket kabiliyetini kazandığı ilk gün, bizim 5 yıldır bulamadığımız o paslı çiviyi buldu.
Olaylar şöyle gelişti, Kaya emeklemeye başladığında yazdı, biz de biraz pratik yapalım, yere falan kapaklanırsak betona değil de çime düşelim diye bahçeye çıktık. Tam da o gün iki dakika oturabilmenin, devamlı Kaya’nın dibinde durmak zorunda olmamanın, Kaya’nın kısa da olsa kendi başına vakit geçirebilmesinin tadını çıkartıyordum, ayaklarımı sehpaya uzatmış kahvemi yudumluyor arada bir göz ucuyla da Kaya’ya bakıyordum ki bizimkinin sesi soluğu kesildi, pür dikkat duvar kenarında bir şeyler yapıyor. Hiç yanına gitmeye yeltenmedim, aman ne güzel oyalanıyor işte diye geçirdim ki şeytan dürttü, bu hayra alamet değil Ayşe, Kaya orada bir şeyler karıştırıyor, bir yaramazlık peşinde koşuyor dedi hemen ayaklandım. Amanın ne göreyim, benimki ucu sipsivri çıkmış paslı bir çiviyi bulmuş, gözüne kestirmiş, beni kalpten götürmek istercesine de parmağının ucuyla ona dokunup dokunup duruyor. Bu hikaye ne ki…
Bana oturmak, dalmak, gözümü Kaya’dan ayırmak haram. Yalan yok, evde çok rahatım çünkü tüm düzenimiz Kaya odaklı kuruldu, ortalıkta yutabileceği minik nesneler yok, topraklarını etrafa saçabileceği saksılar yok, kırabileceği ıvır zıvır yok, yok da yok ama evden dışarı adımımızı attığımız anda tetikte olmam gerekiyor. En son, aman biraz kendi kendine takılsın dediğimde Kaya’yı küçük bir çengelli iğneyi mideye indirmeye, kopek boku yemeye ve kırık cam parçalarıyla kendini jiletlemeye çalışırken buldum.
Bu Pazar da aynı şey oldu, bu Pazar İstinye Gymboree’de bir doğum gününe davetliydik. Kaya’yı kaptığımız gibi atladık arabaya, tez vakitte vardık partiye. Tabi Kaya’yı içeri de tutamadık, sıcak, kalabalık, bizimkine bastı, kendimizi bahçeye attık. Allahım ne kadar kocan ne kadar güzel bir bahçe, oyun parkları, kaydıraklar, arabalar, tahtadan evler, çimler, ağaçlar, kuşlar tek kelimeyle şahaneydi.
O koca bahçede, onca eğlenceli şeyin arasında Kaya’nın ilgisini ne çekti dersiniz? Çöp kutusu, Kaya’dan her gözümü ayırışımda onu çöpü karıştırırken yakaladım.
İşte ünlü çöp kovası, koca bahçe ve Kaya
Sonunda çöpü sakladım ama bahçe de pisik çok, ölmüş böcekler, çamur, toz, kir, hepsi itinayla bulundu, hepsi incelendi, hepsiyle vakit geçirildi ama bir kere bile salıncağa binilmedi…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder